Kadın olmak iyi güzel hoşta, duygusal anlamda, fıtrat manasinda taşıması hayli zor. Hem fiziksel olarak zayıfsınız hem de mental olarak. Hayatınızda her zaman bir ceylan kadar naif ve savunmasizsiniz kimileri kendini Leopar ya da dişi aslan falan sansa da, o da sonuçta yine ceylan anatomisine yenik düşüyor. Kadın olmak deyince dram yaratmak için atmadım bu başlığı, bu ülkede kadın olmak diyerek başlayan ve alayına söven tabiri caizse, öyle bir içerik değil bu. Bu yalnız kendi içinde kadın olma duygusunun ağırlığını içeren bir yazı, üstelikte şu ülke bu ülke değil evrensel bütün dünya kadınları için geçerli. Eğer bir kadınsanız, hayatınızda doldurulamayan bir boşluk hep söz konusu, kendiniz dışında bir güce ihtiyaç duyma hali hep var. Biri tarafından düşünülmek, müdafaa edilmek vs. Yani iyi güzel hoşta, bu ihtiyaç karşılanmadıgında sıkıntı oluşuyor. Bir de işin garibi, kadınlar hep sevilmek istiyor erkekler ise sevmemek! Sorumluluk sahibi olmamak, mesuliyet üstlenmemek. Kadınlar yuva kurmak, ilişkilerini resmiyet altına alıp bir çatı altında kurumsallaşmak ve açık adres verebilmek isterlerken, erkekler mümkün mertebe anti resmiyet içinde, hiçbir sorumlulugu ve neticesi faturası olmayan şeyler yaşamak istiyorlar. Kadınlar adeta yalvariyor ne olur beni sev diye, erkekler valla hic işim olmaz benim tabiatımda sevmek yook diyor. Bu ironi cidden çok gülünç geliyor bana. Kadınlar kalp için yalvariyorlar erkekler başka maksatlar için hal böyle olunca gerçekten okuması trajikomik ama yaşaması çok acı bir hayat tablosu çıkıyor ortaya. Kadın olmak hem bir nimet aynı zamanda illet. Kendi içinde müthiş keyifleri, milyon tane duygu durum hali olan, müthiş bir komplikasyon, aynı zamanda sürekli yaşayan bir duygusal yoğunluk hal böyle olunca bu yoğunluğu taşımak çoook zor bir yük. Kadın ve erkek birbirinin tamamlayıcısıdir gibi bir durum var ama arz ve taleplerin hiçbir şekilde bir noktada kesişmedigine bakarsak tamamlayıcılık adeta bir rüya, iki grup 180 derece zıt konumdalar. Keşke biz de dümdüz olsaydık kendimizden paramizdan başka hiçbirşeye ihtiyaç duymasaydık. O zaman dünya ne güzel olurdu kafalarımız mis gibi pırıl pırıl olurdu.
Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...
Yorumlar
Yorum Gönder