Bizim zavallı, korunaklı küçük hayatlarımız içinde en küçük bir risk taşımayan sürekli olarak ihtiyat altına almaya çalıştığımız acizane, nacizane hayatlarımız. Akıl denilerek bizlere bahşedilen donanım aksamimiz bizi her daim korumaya çalışıyor, aldığımız bütün kararlar uzulmemek için pişman olmamak ya da vs vs başka olumsuz duyguları hissetmemek için, sürekli bir otokontrol mekanizması olarak işleyeduruyor bu aksamı çok iyi kullananlara vay be ne akıllı insan diyoruz, kullanamayanlara delirmis, deli, akli dengesini yitirmiş diyoruz, belki de deli diyerek adlettigimiz insanlar, aklımızın bizi içine hapsetmeye çalıştığı dar sınırları zorlamaya çalışıyorlar, bedel ödemek risk almak gibi lüksleri var belki de. Zaten akıl dediğimiz şey, en çok akıllı insanları üzüp yıpratmiyor mu? Hani hep derler akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol, dünya senin kahrını çeksin diye. Tabi deli olmakta tercih ya da tercih edilebilir, yapılabilir basarilabilir bir olay değil oda biraz zihin ayarlarının farklı yapılanmış olması ile alakalı. Dönüyorum başa, akıllı olmak bizi ne kadar korunaklı yapıyorsa bir o kadarda küçük hücreler içine hapsediyor. Hepimizin o kadar çok birbirine benzeyen sıradan hayatları var ki! Gerçekten bu tablo mide bulandırıcı oysa, İnsan çok daha heyecan verici bir varlık. Öylesine müthiş patlamalar meydana çıkarabilecekken tek bir insan, milyarlar halinde aklımızı kullanarak ama tutkumuzu heyecanımızı göz ardı ederek insan olduğumuz gerçeğini hiçe sayarak Yaşayıp gidiyoruz. İnsan nefis üzerine yaratılmıştı hani, nitekim de öyle. Nefis arzularla doludur. Bu arzular insana, kulluk etme eylemi esnasında müthiş aksiyon sağlar. Heyecan verici olan da bu değil midir zaten, yüce Allahın zaten kendine koşulsuz şartsız iman ve ibadet eden kulları vardı, insanı neden yarattı öyleyse. Ah bu akıl, ah bu akıl, olabileceklerimizi küçültür, davranışlarımızı sürekli olarak kuralların emrine köle eder. Ah bu korunaklı hayatlarımız bu kadar korunaklı olmak zorunda mı! İnsan olarak kendimizi aşağıya çekmeye çalışmamız çok dramatik değil mi? Ya da nefis ile yaratılıp onu yok etmeye çalışmamız çok ironik değil mi ! Nefis hiçbir zaman ölmez bu arada ancak terbiye edilebilir, tabi ne derece eğitilebilir bir mahlukattır tartışılır. Aklımız ey aklımız, ellerine kollarına sağlık, bizleri çok güzel korudun, sardın sarmaladın dizimiz bile kanamadı bu hayat denilen yolculukta, sağ salim yolun sonuna geldik, bomboş bir hayat ile dünyaya veda etmek üzereyiz hissedebilecegimiz tecrübe edebilecegimiz milyon tane duygu varken, üç beş tanesini ot gibi hissederek göçüp gidiyoruz, ellerine sağlık.
Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...
Yorumlar
Yorum Gönder