Ana içeriğe atla

İlk defa bugün

İlk defa bugün çiçeklerin kokusunu aldım, mis gibi bahar içime nüfuz etti. İlk defa bugün güneş parladı sıcaklığı tenime değdi. Yolda gördüğüm köpeklerden bile korkmadım, zaten çok sevdiğim sokak hayvanlarını daha bir sevdim. Sanki bütün canlılar, sevgiyle aşkla müthiş bir mutluluk ve coşkuyla yollarına gidiyorlardı. İçimi öylesine bir mutluluk sardı ki, kendimi o kadar güvende hissettim ki, bütün endişelerim uçtu gitti. Peki ne oldu dersiniz, kanseri mi yendim, çok büyük bir beladan mı kurtuldum, büyük bir miras mi kaldı, vs vs. Hayır, yalnızca bir duamın kabul olduğunu görür gibi oldum. Dua ne büyük bir mucizeymiş. Kabul olur gibi olduğunu görmek bile, insanı mânevî derecesinde biraz daha yukarı taşıyor. Hani hep derler ya, yürekten kalpten isterseniz diye, bu klişeler klişe oldukları için genelde bir farkındalık yaratamazlar, ama haklılıklarını ispat ettiklerinde, çok büyük çığır açarlar. Öyle kalpten isteyin ki, çaresizce olsun, umutsuzca olsun, önemli değil, kabul olma ya da gerçek olma ihtimalini hesaplamayın, öyle isteyin ki bu hesabın sonu hayır böyle birşey olmaz çıksa bile, siz isteyin. Zaten bu kadar güçlü istekleri kalp kendiliğinden istiyorsa sizin istemeye çalışmanıza bile gerek yok. Mucize yaratmak Allahın işi, bırakın olasılıkları tuz buz etsin. Yolları kesiştirsin. Kader oyunlarının hepsini hesap etsin, zaten bunların hiçbirini yapmaya bizim aklımız yetmez, alim olan yüce Allah tir. İnsan neyin çaresizligini yaşarsa, neyin acısını yaşarsa, hangi hesapların içinden çıkamazsa Allah onun derdine caredir. İnsan bazen tek bir an için yaşar. Tek bir an o an ki, duası kabul olsun. İnsanın bütün bir ömrü hayatı,  o ana doğru gitmek için işliyor olabilir. Bazı dualar vardır ki, mayalanma süresi bir ömür sürebilir. Varsın olsun sürsün, yüreğinde bir özlem taşımayan, vuslatın kıymetini nerden bilsin! Sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir, bazen küçük bir an için, ömür bile verilir diyordu şarkı. Nitekim hayatta bazı amaçlar tek bir an bile olsa gerçekleştiğini görebilme arzusudur. Hayat öyle bir illet ki ! İçinde ne gizem sakladığı belli değil, yarın neler doğuracagi belli değil. Hayat öyle zor ki, anlaşılması öyle zor ki. Ama benim ilk defa bütün gamım, kederim uçtu gitti. İnsanın bazen haleti ruhiyesi, bir zindan içinde yaşıyormuş gibi hissetse de kendini, bazı anlar var ki işte hayatta, keder hücresinden azad olunuveriyorsunuz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perfect life

Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...

Fast Food Kültürü

Hiç sevmem, nefret ederim, rahatsızlık duyarım, irite olurum falan. Böyle bir kültür varsa da zira bizim kültürümüz değil zaten, belki de bütün iç acımalarım bundan. Gerçi kapalı model ülkeler gibi dışa kendini tamamen  kapatmış bir insan değilim, öyle olsaydı köriyi alıp taze fasulyeye koymayı bile düşünmezdim. Bu baharat olayı bize çok hitap ediyor, Ortadoğu'dan başlayalım Çin'e doğru gittikçe aman Allah bir baharat dünyası baharat aşkı o biçim ama batıya doğru gittikçe yemekler yağdan salçadan bir haber. Dönelim fast food olayına zira meselemiz gurmelik tadında bir dünya mutfakları mevzusu değil. Yılda bir kere bazen o bile olmamakla birlikte o kasten kırmızı renkli fast foodcula...

Giyinmenin Önemi

Oldukça komik bir konu başlığı olmak üzere,  giyinmenin nasıl bir önemi olabilir, aman ha iyi giyinin üşutmeyesiniz, ya da aman ha sokağa çıplak çıkmayın, tecavüze ugrarsınız gibi bir mahiyet değil herhalde. Giyinmek... Şöyle çok eskiye gidiyorum baya bir eskiye, adem babamizla havva annemizin yanına. Bu ilk zamanlarda kıymetli ebevynlerimiz henüz tekstilin falan esamesi yokken fıtratlarında bulunan hayaları nedeniyle mahrem yerlerini örtmek istemişlerdir tabi olarak. Etrafa şöyle bir bakıp akla gelen ilk fikir olarak geniş yapraklı bitkilere uzanmışlar ve mahrem yerlerini örtmüşlerdir.  Yani burdan anlayacağımız ilk şey, giyinmenin örtünmek yani mahrem yerleri örtmek maksadını taşıdığını söyleye...