Ana içeriğe atla

Güçlü olmak mı zayıf olmak mı?

Herkes güçlü olmak ister önce, kendi kendine yetebilmek, kimseye muhtaç olmamak, sonra başkalarına yardım edebilecek kadar güçlü olmak ister, dimdik durabilmek kimseye eyvallah etmemek ister . Sonra güçlü olmanın bir bedeli olduğunu anlar insan. Her güçlülük kendine göre farklı düzeylerde bedeller ister. Bazı bedeller yalnızlıktır bazı bedeller ise kimsenin bilmediği büyük günahları bilerek ve bunu bilmenin bilincinden doğan ızdırabı taşımaktır. Hal böyle olunca güçsüz diye gördüğümüz insanların aslında ne kadar büyük bir serveti olduğunu siz düşünün. Güçlenir insan, sonra bir bakar, canının acıma yanma lüksünü kaybetmiş, güçlenir insan sonra bir bakmış, sevilme lüksünü kaybetmiş, mutlu olma, tatminlik duyma gibi hisleri kaybetmiş, peki hani güçlü olmak mutluluktu? Nerde güçlü bir insan görürseniz, bilin ki bir o kadar güçsüz olmak  istiyordur çünkü herkes naif olma hakkını kullanmak ister. Canı yandıgında ağlamak ister, biri onun acıyan canını üflesin, öpsün de geçsin ister. Güçlü bir insan olacağıma, güçsüz olup mutlu biri olsaydım dedi, bir güçlü. Güçsüz olabilmekte bir lükstür, kimse keyfinden güçlü olmak istemezdi herhalde. Fabrikada tütün saran kız var ya, binmek ister miydi, işçi servisine, ev geçindirmek, üç kardes okutmak ister miydi ? Güçlü olmak onure edebilir, ama mutlu kılar mı , asla ! Her güçlü olmanın ardından bu gücü zorunlu kılan sebepler var hiç şüphesiz. Güçlü olsan bir dert bu hayatta olmasan bir dert ama doğruyu söyleyin siz hangisi olmak isterdiniz ? Aslında en güzeli hem güçlü olup hem mutlu olmak değil mi, ama kabul edelim ki birden fazla olumlu şartın bir arada bulunması hayatın işletim sistemine aykırı, birinden feragat etmek zorundasınız. Herkesin kendine göre bildikleri seçimleri vardır şimdi, öyleyse şimdi hepimiz düşüncelerimizin turevlerini kendi içimizde aladuralım...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perfect life

Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...

Fast Food Kültürü

Hiç sevmem, nefret ederim, rahatsızlık duyarım, irite olurum falan. Böyle bir kültür varsa da zira bizim kültürümüz değil zaten, belki de bütün iç acımalarım bundan. Gerçi kapalı model ülkeler gibi dışa kendini tamamen  kapatmış bir insan değilim, öyle olsaydı köriyi alıp taze fasulyeye koymayı bile düşünmezdim. Bu baharat olayı bize çok hitap ediyor, Ortadoğu'dan başlayalım Çin'e doğru gittikçe aman Allah bir baharat dünyası baharat aşkı o biçim ama batıya doğru gittikçe yemekler yağdan salçadan bir haber. Dönelim fast food olayına zira meselemiz gurmelik tadında bir dünya mutfakları mevzusu değil. Yılda bir kere bazen o bile olmamakla birlikte o kasten kırmızı renkli fast foodcula...

Giyinmenin Önemi

Oldukça komik bir konu başlığı olmak üzere,  giyinmenin nasıl bir önemi olabilir, aman ha iyi giyinin üşutmeyesiniz, ya da aman ha sokağa çıplak çıkmayın, tecavüze ugrarsınız gibi bir mahiyet değil herhalde. Giyinmek... Şöyle çok eskiye gidiyorum baya bir eskiye, adem babamizla havva annemizin yanına. Bu ilk zamanlarda kıymetli ebevynlerimiz henüz tekstilin falan esamesi yokken fıtratlarında bulunan hayaları nedeniyle mahrem yerlerini örtmek istemişlerdir tabi olarak. Etrafa şöyle bir bakıp akla gelen ilk fikir olarak geniş yapraklı bitkilere uzanmışlar ve mahrem yerlerini örtmüşlerdir.  Yani burdan anlayacağımız ilk şey, giyinmenin örtünmek yani mahrem yerleri örtmek maksadını taşıdığını söyleye...