İnsan hayatı dönem dönem çeşitli sıkıntılarla ve acılarla dolu, bazı hayatlarda bu dönemler peşi sırayken bazı hayatlarda yaşanılan tek bir acı koca bir ömre bedel olabiliyor. İnsan bu acı dönemlerini var oluş maksadı üzerinde anlamlı bir temele oturtmaya çalışıyor tabi, çünkü bu kadar çok şeyi fantezi olsun diye yaşamiyorduk herhalde, adına sınanma dediğimiz, imtihan dediğimiz bu ömür yolculuklarinda, acılarımızın bir mükafatı olduğuna inanıyoruz, adeta yaşama amacımız acı çekmek ve bunun üstesinden gelmek oluyor. Hatta eğer bir hayatta sıkıntı ve keder yoksa, o hayattan ve kuldan bir cacık olmaz, inancımız bunu söylüyor, sonra diyorum ki ben, madem ki acı çekmeye, pişmeye ve olgunlaşmaya geldik, öyleyse öyle güzel acı çekeyim ki, bunun bir havası, karizmasi olsun, madem ki acı cekmedigimiz her an her dakika, boşa geçmiş zaman, ve vicdan azabı, öyleyse sıkıntılarımizin kıymetini bilelim. Mutluyken ya da çok şükür feraha ermişken bile, insanın içinde anlamsız bir suçluluk psikolojisi, alala acaba yeteri kadar şükrediyor muyum, var oluş amacımdan uzaklaştım mı gibi anlaşılması çok zor trajikomik şeyler olabiliyor. Tabi insan uzun süre sıkıntı çekip bunu da ilahi zemin üstüne oturtunca, feraha çıkması halinde bir mana boşluğu oluyor. Uzun süre derin meselelere kafa yoruyorsunuz mesela, sonra yükünüzü atınca daha basit meselelere kafa yoruyor olmak bile, insanı garip bir içsel huzursuzluga itiyor. Bu işte bir gariplik var gibime geliyor. Var oluş amacımızın olgunlaşmak ve ilahi akibetimizin yumşak cennet döşekleri gayesi olmasi, müthiş haklı bir gerçeklik ama, psikolojik olarak reaksiyonlarımız da bir yerde sağlıklı değil gibi. Kim dedi bize, dünyada gün yüzü görmeyin, nerde acı keder içine atlayın diye. İnsanın kendi hayatını refah ve mutluluktan uzak tutarak, adını da sınanma koyarak, yaşaması gerçektende, ilahi mantığa da aykırı bir yerde. Nitekim öyle bir durumda, bizi yaratan yüce Allah, nasıl bir maksad ile bizi yaratmış olabilir bir düşünün!
Şuan diyorum çok şükür, iyiyim, dertlerim tırnaklarimin estetiğine kadar inmiş durumda, sonra diyorum ki, madem hayatımın en anlamlı zamanları acı çektiğim zamanlardi, keşke o anları çok daha kaliteli ve anlamlı yaşasaydim...
Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...
Yorumlar
Yorum Gönder