Yaş ilerledikçe insan, Rahmaniyete biraz daha yaklaşıyor, ölüme biraz daha yakın olmamızdan belki de, sanki ömür denilen bir süreç sözleşmesi varmış gibi varsayımdan hareketle. Hastane odasında bulunurken düşündüm, buranın ruh hali dışarıya kıyasla ne kadar farklı diye. Burda insan dışarıya göre ne kadar da Rahmani, dışarda insan nefsinden ibaretken burada nefsinden öylesine uzaklaşmış ve yükselmiş durumda ki ! İnsan sadece yüreğini hissediyor, sadece yüreğiyle konuşuyor, hey gidi gençlik diyor hey gidi sağlık. Nasıl da boşuna geçti yıllar. Allahi anmak ve O'na güzelce ibadet etmek varken biz yalnızca nefsimizin sesine kulak verdik, o eksik bu eksik, bizi dövdü durdu azgın mahkukat! Oysa herseyimiz varmış. Şimdi bu oda o kadar iyi anlatıyor ki, niye var olduğumuzu, var oluş amacımızın ne olduğunu. Gec mi kaldık dersin yüce rabbim? Burda insan ne kadar da mahsun, mazlum, ve yüce gönüllü. Ömür göz önünden geçiyor ve affedilmedik hickimse kalmıyor, kendimizden başka. Bütün kırgınlıklar, küskünlükler alacaklı olduğumuzu düşündüğümüz bütün davalar nasıl da hemen olgunlukla sonuca baglanıveriyor. Burada anlaşılıyor herseyin ne kadar boş olduğu yalan olduğu, hani hep deniyor ya, ölümlü dünya diye gerçekten burda idrak edilebiliyor bu söylem. Herşey ne kadar da oyunmuş, altı boşmuş neyin kafasını yaşamışız diye düşünüp duruyor insan. İçselleştirdigimiz ne varsa anlamsız geliyor insana. Ne garip, bu kadar uçuşkan bir atmosferde, yaşadıklarımızdan sorumlu olmamız bunlardan hesaba çekilecek olmamız, garip işte bütün bunları düşüne duruyor insan. Anlıyor ki insan, ömrü boyunca nefsinin kölesi olmuş, egosunun eziyetini çekmiş, nefs denilen bu azgın mahlukat insana sanal bir dünya göstermiş ve onu içine hapsetmiş, oyuna geldiğini burada anlıyor insan. Peki diyor geriye dönebilsem neyi nasıl yapardım? Size bir tavsiyem var, bu kurguyu şimdi kafanızda kurun, geç olmadan kurun, şimdi eskiye dönsem diyen insanın geri dönme şansı yoktur öyle bir imkanı olsa, pismanlıgı olmazdı zaten ve hatta geri dönse yine nefsiyle hareket ederdi çünkü yaşıyor olmak bunu gerektiriyor, yaşıyorsanız gücünüz vardır, egonuz, kompleksiniz, basiretiniz vardır ve hırs yapmaya devam edersiniz, onunla bununla şununla, beşeri ilişkiler problemleriniz olur, oysa yaşam gücünden biraz uzaklaşan ve ölüme yaklaşmış kimsenin, Rahmaniyete yakınlığı artar ve bu dünyevi amaçlar basiretinde azalma meydana gelir hal böyle olunca, simdi yaşıyorken bu güce sahipken kendimizi mümkün mertebe Rahmaniyete yakın tutalım ve ona göre davranalım çünkü gerçeğimiz bu, esasımız bu. Anlayacağınız dilde, kısaca ve özetle, ölümlü dünya ! Zararlar dünyası olan bu dünyada ucuz hesaplar yaparak, kârı olmayan islere kalkışmayalim, ebedi ömrümüze yatırım yaparak daha kârlı bir harekette bulunalım, çünkü akıl denilen yüce erdem bunu gerektirir.
Bir hastane odası insana bundan daha fazla şey anlatamazdı değil mi ! Algınız her daim açık olsun, insan olmak bunu gerektirir. Çünkü bir amaç üzerine varız ve bir akıbete doğru yol alıyoruz bu yolda her daim öğrenciyiz ve herseyden bir ders çıkarmaya muhtacız.
Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...
Yorumlar
Yorum Gönder