Ana içeriğe atla

Çaya tereyağı koymak

Buna ancak, bu neyin kafası diyebilirim. Aklımın fikrimin error verdiği, olsa olsa bu bir komedidir dediğim bir durum. Çaya terayagi koymak eski bir Türk geleneğidir diyor bilir kişi, o böyle söyleyince gidiyorum taaaa Orta Asya'ya atalarımızı öpüp kucaklıyorum, etrafıma bir bakıyorum hayvandan başka birşey yok malum heryer bozkır, ateşin üstünde ki yemeğe bakıyorum yahni, şaşırıyor muyum asla ! Giriyoruz otaga dünden kalan yemek te et yemeği, sonra bir bakıyorum, sen kıymetli misafirimizsin deyip "kımız" ikram ediyorlar,  alala siyah çay yok mu diyorum, daha anadolu ya varmadık, karedeniz de çay yetiştirmedik diyorlar,  ee haklısınız diyorum zira ben gelecekten geliyorum. Sonra soruyorum atalarıma yahu siz çaya tereyağı katıyormussunuz diyorum, ne çayı diyorlar hatta orda oturan yaşlı bir dedem katıla katıla gülüyor, Çin den falan çay almaya kalksalar ne Mana, milletin derdi bitki çayı mi. Heryer Ayaz buz, burda yaşamak için yatıp kalkıp et yemek yağ almak icap ediyor. Uyuyoruz neyse koyun yününden döşeklerin üstünde sabah kalkıyoruz hah şimdi güzel bir kahvaltı yaparız derken yine geliyor et suyuna çorba, bakıyorum içine tereyağı koyuyorlar, haa diyorum bu yağ o o yağ lakin bu çay o çay değil. Bildiğin et suyuna çorba. Başlıyorum gülmeye. Sonra geri geliyorum günümüze ve akıl fikir diliyorum, yahu siyah çayın içine terayagi koymak nasıl bir fantezi, hadi buyurun deneyin denemesi bedava. Şahsen ben denemem bile zira, akla zarar bir damak tadım yok, midem hiç yok ! Hayır bu durumu aklıma fikrime oturmaya çalıştım ortaya bu çıktı. Mizansen yaptım yani kendimce. Tarihçi değilim ne yiyip ictiklerini de harfiyen bilmiyorum ama bildiğim birsey var ki bugün içtiğimiz çay, o çay değil.
Yani bu ortaya çıkan fikirler yaratıcı olmanın marjinal olmanın sınırlarını zorlamak mi bilmiyorum ama aklımızin sınırlarını zorlamasalar iyi olur diyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Perfect life

Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...

Fast Food Kültürü

Hiç sevmem, nefret ederim, rahatsızlık duyarım, irite olurum falan. Böyle bir kültür varsa da zira bizim kültürümüz değil zaten, belki de bütün iç acımalarım bundan. Gerçi kapalı model ülkeler gibi dışa kendini tamamen  kapatmış bir insan değilim, öyle olsaydı köriyi alıp taze fasulyeye koymayı bile düşünmezdim. Bu baharat olayı bize çok hitap ediyor, Ortadoğu'dan başlayalım Çin'e doğru gittikçe aman Allah bir baharat dünyası baharat aşkı o biçim ama batıya doğru gittikçe yemekler yağdan salçadan bir haber. Dönelim fast food olayına zira meselemiz gurmelik tadında bir dünya mutfakları mevzusu değil. Yılda bir kere bazen o bile olmamakla birlikte o kasten kırmızı renkli fast foodcula...

Giyinmenin Önemi

Oldukça komik bir konu başlığı olmak üzere,  giyinmenin nasıl bir önemi olabilir, aman ha iyi giyinin üşutmeyesiniz, ya da aman ha sokağa çıplak çıkmayın, tecavüze ugrarsınız gibi bir mahiyet değil herhalde. Giyinmek... Şöyle çok eskiye gidiyorum baya bir eskiye, adem babamizla havva annemizin yanına. Bu ilk zamanlarda kıymetli ebevynlerimiz henüz tekstilin falan esamesi yokken fıtratlarında bulunan hayaları nedeniyle mahrem yerlerini örtmek istemişlerdir tabi olarak. Etrafa şöyle bir bakıp akla gelen ilk fikir olarak geniş yapraklı bitkilere uzanmışlar ve mahrem yerlerini örtmüşlerdir.  Yani burdan anlayacağımız ilk şey, giyinmenin örtünmek yani mahrem yerleri örtmek maksadını taşıdığını söyleye...