Konu başlığına bakınca fındık tiplerini inceleyeceğimizi falan düşünebilirsiniz ama meselemiz fındık çeşitliliği değil.
Akşam sofra bezinin üzerine konulmuş olan bir avuç fındıktan gözüme güzel görünen bir tanesini elime aldım ve kırmaya çalıştım. Yardımcı alet kullandım olmadı, dişimle kırmaya çalıştım yine olmadı, manasızca gelen bir dirayeti vardı fındığın. Tabi akşamdan sabaha kadar bununla ugrasmama gerek duyacak kadar bir güçte sergileyemezdi, hepi topu küçücük bir fındık işte. En sonunda kırıldı ve içinden çıkan olağan görünümlü sağlıklı fındığı attım ağzıma, aman Allahim o ne berbat bir tat! Adeta mini çaplı bir zehir, tabi hemen çıkardım ağzımdan, ne zorluklarla sahip oldum ben buna deyipte yeme ısrarında bulunmadım. Sonra düşündüm, bak kırılmayan bir fındıkta bile bir hikmet var. Açılmayan kapılarda bir hikmet var. Nimet sandığımız, fayda sandığımız şeylerden bile zarar dogabiliyor. Belki de şükretmek lazım olmayan şeylere. Zaten derler hani, olan bir şeye bir kere olmayan birşeye bin kere şükredin diye. Düşünün ki bi tane küçücük fındığı bile yutamadım, çünkü ondan beklentimi karşılamadı kaldı ki hayatta ki diğer büyük meseleleri nasıl hazmetmeye ve bir fayda sağlamaya çalışalım. Düşünen bir insan için ne çok hikmet var değil mi hayatta. Anlamamak için zihinsel engelli olmak lazım diye düşünüyorum bazen. Ayette diyor ki, biz size düşünen bir insan için gerektiği kadar zaman vermedik mi ? Düşünen bir insan için yüzyıllarca yaşamaya ve idrak etmeye calismaya da gerek yok tabi. Birseyi idrak etmek için bir dakika da yetebilir küçücük bir anda.
Şuanda bu yazımı, bir yemekçi de yazıyorum etraftaki fabrikalardan gelen işçiler ya da birileri işte yemek yemeye geliyorlar buraya, yemekcide olması gerektiği gibi. Üzerim suan buram buram yemek kokmak üzere, bunun derin endişesi içindeyim. İnsanlar yemekcide yemek yeme gibi olması gereken bir eylem sergilerken ben deneme yazıyorum, peki neden, kendime edebi triplere girebilecegim mekanlar mı arıyorum dersiniz, bugün esnaf lokantası, yarın çay ocağı, öbür gün kahvehane...
Hoş olur aslında. Keyifli olabilir yani en azından benim için. Bana göre heryer hayat okulu her yer gözlem her yer yeni veriler. Küçücük fındıkta hocam diğer bütün canlı cansız varlıkların hepsi de. Düşünmeye ve üretmeye her zaman her yerde durmadan devam...
Konu başlığına bakınca ingilizce bir içerik mi yazdım diye düşündünüz bilemiyorum, ayıptır söylemesi yazabilirim de ama biz de ki o söz sanatlarını, kinayeleri, hicivleri efendime soyliyeyim, kıvrak zeka ürünü kültürümüzü nasıl olur da çeviri yazıya aktarabiliriz işte orda çok ciddi kaygılar duyduğumdan yazılarımı orjinal dilde yazmaya devam. Zira başka dilde özellikle batı dili olan ingilizcede yazarsam olayın bütün agdasi yok olur gider hiçbir espirisi kalmaz. Dönelim mevzumuza size göre perfect life yani mükemmel hayat nedir ? Hayal edin çok zenginsiniz ve bir tekneniz var ve üstünde kocaman PERFECT LİFE yazıyor ama taşıması öyle zor bir hayat ki ortalama sıradan bir insanın taşıyabilece...
Yorumlar
Yorum Gönder